irfy-ce şeyler

19 Haziran 2006

elma şekeri ve dönmedolap

Peeeh, amma gerilerde kalmış bu ikisi benim için. Hem de o kadar geride kalmış ki lunaparkın önünden geçip elma şekercisini görene kadar unuttuğumu bile unutmuştum. Görür görmez içimden bi çılgınlık edip (elma şekeri yemeyi bile çılgınlık görecek kadar vahim durumdayım demek) aldım bi elma şekeri. Ama o kadar da çılgın değilmişim ki bi köşeye çekilip nerdeyse gizlice yedim :) Karşımda dönmedolap elimde elma şekeri, hey gidi hey hey.

Öyle bi hasretle almışım ki ilk ısırığı elmanın yarısı gitti nerdeyse. Sonra bi ısırık, bi ısırık daha ve elimde çubuk ve ağzımda tadıyla kaldım. Bi de "elma şekeri yiyen ve durmadan fotoğraflarını çeken koca adam" üzerindeki garipseyen bakışlarla. Ha ben o bakışları salladım mı? Tabi ki hayır.

Bi de bunların üstüne otele giderkene Mersin'in meşhur Haydar Usta'sından dövme dondurmamı da alıp balkon manzaram eşliğinde götürdüm ki; düşünün artık bugün kendimi ne kadar şımarttığımı. Burda hepsini ballandıra ballandıra anlatmamdan da farketmişsinizdir zaten şımarıklığımı. Uyuz oldunuz di mi bana. Hıh! külahıma anlatın siz onu :)
Hem o kadar da olsun arada bi be. Ben gurbet ellerde, yalnız bi adamım.

14 Haziran 2006

kocaman bir alkış istiyorum

Coca Cola’yı firma olarak hiç sevmem, ama sezarın hakkı sezara, adamlar çok iyi reklam yapıyolar. Layt Kolanın yakın zamanlarda bi reklamı vardı, hatta bilmiyorum belki hala tvlerde çıkıyodur. Ben şimdi o reklamdaki gibi, son günlerde çeşitli yerlerde karşılaştığım bazı kişiler için, kocaman bir alkış istiyorum…

Bir hata yapmış olan personeline ceza vereceğini söyleyen ama ceza olarak kitap okumayı ve sonra da diğer arkadaşlarına anlatmayı veren müdüre kocaman bir alkış istiyorum..

Meslektaşlarına meydan okurcasına, minibüsçü raconlarının hepsini hiçe sayarak yol boyunca Sezen Aksu kaseti dinleyen ve yolcularına da dinleten Pozcu dolmuşundaki minibüsçü abiye kocaman bir alkış istiyorum..

Çamaşırlarımı yıkatmak için bıraktığımda bozuğu olmadığı için 50 kuruş para üstünü veremeyen, ve benim de “tamam kalsın mühim değil” dediğim; buna rağmen bana yıkayıp yolladığı çamaşırlarımın arasına o 50 kuruşu da atarak gönderecek kadar dürüst çamaşırhaneci teyzeye kocaman bir alkış istiyorum..

Yaptıkları süper lezzetli sac kavurmayı nerdeyse parmaklarımla beraber yediğim restoranda sanki misafirine yemek yapan ev sahibi gibi “nasıl, güzel olmuş mu, beğendiniz mi?” diye samimiyetle soran personele ve özellikle de elimi silmek için kolonyalı mendil sorduğumda hayır demekten çekinip bana kolonyayla ıslattığı kağıt peçeteleri getiren arkadaşa özellikle kocaman bir alkış istiyorum..

09 Haziran 2006

pamuk ipliği

Önce şunu söyliym intihar eğilimim falan yok :) Hani fotoğrafı görünce, direk öyle bi izlenim olmasın. Hatta tersine gayet huzur doluyum şu sıralar. Hoş, bunalımda ve sıkıntılı bile olsam öyle intihar mintihar bana uzak ve salakça şeyler zaten.

Otelde odamın balkonundan Akdeniz manzarasını seyrederken, aşşaya bakınca bu kare canlandı gözümde, hemen böyle bi enstantane yapiym dedim. İlginç bişi çıktı. Vay be canlı bakarken bu kadar kasmıyodu, fotoğrafta daha bi farklı görünüyo. 8. kat oluyo burası bu arada. Düşünmek bile kasıyo insanı, sanırım saniye bile sürmez di mi zemine sinek gibi yapışmak. İşte hayat böyle bişey, pamuk ipliğiyle bağlıyız. Kök saldım zannetmemek lazım...

05 Haziran 2006

turist buraya yumruk havaya

Dün Kızkalesi'ndeydim. Bu seneki sezon açılışını yaptım; deniz, güneş, kum üçlüsü babında. Hangi denize ait olduğu tartışmalı Güneybatı Anadolu ucusundaki yerleri saymazsak, vücudum Akdeniz suyuyla tanıştı ilk defa (vay bea amma romantize ettim mevzuyu). Neyse buralar sizin için önemli diil tabi, anlatacağım asıl mevzu da diil bu zaten.
Mevzu şudur ki, hemen önüme otağlarını kuran bi İngiliz ailesi vardı. 5-6 kişi kadar vardılar, ufak çocuklar falan da vardı. Neyse efenim tam önümde olduklarından göz ve kulak misafiri oldum azcıkın onlara. Zaman geçtikçe bunlar bi yandan tıkınmaya başladılar, bişey dikkatimi çekti. Adamlar herşeylerini memlekettten getirmişlerdi! 3 tane seyyar buzlukları vardı, içinden durmadan yiyecek-içecek bişiler çıkıyodu ve hepsini dışardan getirmişlerdi. Meyvesuları, şeker, çikolata vs. aburcuburlar, patates ve mısır cipsleri, peynir, salam ve, ve hatta ekmeklerini bilem memleketten tutmuş getirmişlerdi adamlar. Şaşırdım kaldım. İki saat tıkındılar sülalecek ve yedikleri-içtikleri içinde Allah rızası için bi parça burdan alınmış bişi yoktu. Ha pardon bi içtikleri su bizdendi galiba, o da Nestle; artık ne kadar bizden sayılırsa işte. Hatta o da belki dışardandır.
Kısacası biz turist rekoru kırıyoruz yihhuu falan havalarındayken, işe bi de bu açıdan bakınca sanırım bi işe yaradığı da yok pek. Ekmeklerini bile memleketlerinden getiren adamların bize ne faydası olcak, bi işte doğal dönüşümün artıkları bize kalmış oluyo, gübre olarak.

tostumu yedim..

Cumartesi günü otelin lobisinde oturmuş internette takılıyorkene kafayı kaldırdığımda Şenay Akay'ı gördüm karşımda. İlk şoku atlattıktan sonra (yok yok o kadar da diil:) klasik tepkiyle "enee yok lem hiç de güsel diilmiş" falan dedim tabi. Neyse mevzu o diil de; kız tostunu yiyodu, mekan bi oteldi ve de bekliyodu. Gülmeden edemedim tabi duruma :) Sonra taksisi geldi ve gitti. Bu tost yiyip bekleme olayı mankenlerde bi alışkanlık mıdır nedir acaba?

04 Haziran 2006

doomgünü şeysi

Evet bugün doğumgünümdü. Gerçi hala öyle, değişmiş diil yani. Daha önce böyle bilmemne günü olaylarının pek benim olayım olmadığını yazmıştım. Yok bu da değişmiş diil, bu da halen aynı. Niye böyle geçmiş zamanla konuşur oldum ki, bi yaş daha yaşlanma psikolojisiyle mi acaba? Ha bu arada 26yı şeedip 27ye girdim. Ayrıntısıyla verdim, bu mevzu hep tartışmalıdır diye. Ee kaç oldu? Kaç bitti? Kaça girdin? felan polemik olur hep.
Neyse velhasılıkelam her ne kadar bu bilmemne günleri mevzularıyla işim olmaz diyosam da işte insan tamamen dışında tutamıyo kendini, bi defa insanevladının kafasına yerleştirmişler doomgünü özel bişeydir diye, biz de ona göre icabını yerine getiriyoruz illa ki bi şekilde.
Bu seneki 4 Haziran tamamen farklıydı benim için. Çünkü yalnızdım ilk defa; gurbet ellerde tek tabanca takıldım. Şimdi çok da iyi hatırlamıyorum ama hiç yalnız geçmemişti sanırım şimdiye kadar. Ha buna ağlanıyor falan diilim, bi dönem böyle takılıyoruz işte gurbette. İşallah bidahakine kadar uzamaz bu dönem diyelim kısaca.
Hatırlayan, hatırlamayan tüm dostlara, aileme ve herkese teşekkürler ediyorum. Açılan telefonlar, yollanan smsler, mailler, bloglara yazılanlar vs. vs. hepsi çok hoştu. Sağolunuz efenim, eksik olmayınız; o dediğiniz nice yıllar sadece benim için diil hepimiz için olsun, hep beraber olalım işallah. Beni mesut ettiniz, şimdi ağlamak istiyorum bühüüü...