Baştan çıkan şeyler

Öğle vakti yemeğe giderken bi eczanenin önünde gözüme vitrindeki afiş ilişti. Saç dökülmesine karşı bi ilacın reklamıydı bu. Yaa, işte kellik ilacı yani, kıvırmiyim kaba olmasın diye şimdi. Afişte tabi doğal olarak kel bi kafa var ama slogan süper:
"Saçınızı baştan çıkartır" Epey bi tuttum. Severim böyle ikili lafları, başarılı bi yaratıcılık kokuyo. Tebrik etmek istedim arkadaşları, burda da bahsetmeden edemedim.
İlacı da not ettim bi kenara bu arada. Hani ihtiyacım yok da, bulunsun diye :)
Bunlar geyik kokan hareketler abi, gerek yok
Akşam iş dönüşü. İçerdeki banklarda oturmuş
Kadıköy iskelede vapur bekliyorum. Abimin biri gayet
pervasızca bangır bangır konuşuyo yanındakilere. Tam bi
yurdum insanı, konuştukları da en klasik geyiklerimizden
demet demet örnekler sunuyo:
"Ya alem pislik olmuş kardeşim, yok ya yaşanmaz
bu memlekette. Hırsızı burda, arsızı burda, kapkaççısı, üçkaatçısı, hapçısı, ayyaşı.. bitmiş memleket ya.
Alıcan başını gidicen aslında; yok yok yaşanmaz abicim yaşanmaz... Ben herşeyi yaşayarak tanıdım insanları. Ne çektiysem iyiniyetimden çektim zaten. İyilik başa dert, iyi olmican abi kesinlikle... Bitmiş bu İstanbul ya bitmiş.
Gençlik desen zaten yoldan çıkmış.
Noolcak bu memleketin hali bilmiyorum....."
Bu tavrın hastasıyımdır. Memlekette bu laflar neden ezberletilmiş gibi aynı nakaratlar halinde tekrarlanır hiç bilmem. Eyvallah doğrular var da; söylenir söylenir, herşey aynı tas aynı hamam şeklinde de devam eder.Aksiyona geçen bi Alaah'ın kulu göremeyiz. Konuşan Türkiye diyoz da, boş konuşan diildir sanırım beklenen.
Neyse, abimiz yanımda konuştukça ben gülümsedim, söylediği klasik şeyleri ezberden ben de içimden tekrarlayarak. Bi yandan da tırsarak "ulan şimdi inecek enseye bi şaplak" diye.
Eğitim Gönülsüzleri

Eski kağıt-defterleri karıştırırken not defterimde buldum bunu. Geçen aylarda işyerinde yapılan gereksiz bi eğitimde çiziktirivermiştim, hatırladım. İşte görüldüğü üzere eğitimler, verildikleri amaç için bi işe yaramasalar da; verdikleri sıkıntıyla sanatsal hisleri dürtükleyip içerdeki yaratıcılık kırıntılarını ateşlediği için çok önemli, çok gerekli ıvır zıvırlardır.
Web alemine tat tuz geldi be
Bi çiçeğin düşündürdükleri

Malum, bi iş değişikliği yaptığımdan daha önce
bahsetmiştim. Öle fazla
duygusal bi adam diilim, hele
romantizm aman aman. Çiçekli böcekli mevzular tüylerimi diken diken eder genelde hatta.
Amma velakin bazen bişi olur da, sizi "
ağlamak istiyorum sayın seyirciler" olayına sokar ya. İşte öle bi durum oldu bugün.
Öğle yemeği dönüşünde masamda çiçeği görünce ilginç bi moda girdim "vay bea" tarzında. Ayrıldığım işyerinden dostlarım sağolsunlar unutmayıp böle bi
jest yapmışlar. İnsan böle şeylerle anlıyo
harbi dostlukların manasını sanırım. Ne kadar
duygu adamı olmasak da gine de hatırlanmak ve değer verildiğini görmek farklı bişey. Bi süreliğine başka alemlere gitmişim o ara sanırım. Allah'tan kısa sürdü, yılların
karizma dağılıyodu yoksa. Tamam susun şimdi,
dalga geçmeyin, dalarım direk.
Bi kere de burdan bu dostlarımın hepsine teşekkürlerimi sunuyorum tekrar, eksik olmayınız efenim, teker teker başımın üstünde yeriniz var, hem de hepsi
bayan yanı ona göre.

Ya bu
dizi manyaklığı bitmek bilmiyo, noolcak
bu halimiz. Amaan bu da geçer gider diyoz da, yok baba tık yok. Biri
cortlasa öbürü
patlıyo, devirdaim devam ediyo. Bunlar sayesinde İstanbul büyük bi film platosuna döndü.
Dün akşam eve giderken adliyenin önünde kendimi kameraların önünde buldum, biraz da dalgın yürüyodum da geç farketmişim. Bilen bilir
Sultanahmet'te oturuyorum ve yine bilen bilir Büyük İstanbul Adliyesi Sultanahmet'tedir ve her akşam eve dönerken önünden geçerim. Gerçi orası için alışılmış bişey bu tabi. Malum
dizilerimiz hep vurdulu, kırdılı,
mafyalı,
polisli olduğundan bol bol mahkeme sahnesine gerek duyuluyo tabi. Ve bu durumda da bütün dizilerin yolu bizim
adliyenin kapısından illa ki geçiyo. İşte dün akşam da eve dönerken kafamı kaldırdığımda bi sürü kamera gördüm, pek de şaşırmadım, hızlı adımlarla uzaklaştım sadece. Neyse, bunun ardından bu sabah da Kadıköy'de işe giderken yine kafamı çevirdiğimde bi kameranın
kadrajında yer aldığımı farkettim birden. Tek yaptığım yolun kenarında, kaldırımda hızlı adımlarla işime gitmekti, önümde de bi teyze yürüyodu. Sonra kafamı yolun kenarındaki kamyonete çevirince farkettim, o anda farkında olmadan
yoldan geçen adam rolünü aldığımı, o teyze de aktriz oluyomuş meğerse. Neyse ben yine aynı şeyi yapıp
hızlı adımlarla uzaklaştım tabi. Kamera ışıklarına alışkın diilim napiym, çekmeyin kardeşim, bütün memleketi
BBG'ye çevirdiniz yaa.
İş değişikliği nedeniyle zararına satışlar..

Bloga başlarken de dedim bu haftabaşı itibariyle yeni işime başladım. Daha doğrusu yaptığım iş yeni diil, aynı iş ama başka yer. Ama işte ne olursa olsun
yeni bi yer oldu mu yeni olmanın tüm sıkıcılıklarını yaşamak zorundasın. Hemen bi
tıfıl durumuna düşersin, yeni ve yabancısı olduğun ortamda bi sürü
salaklıklar yaşarsın, herkesin gözünde "Aaa bak şu
yeni çocuk"sundur. Binbir türlü iyğrenç mevzu, bi sürü dert işte. Hiç de gelemiicem şeyler aslında ama na
balım bi süre gider böle. Zaten
tamamen duygusal sebeplerle yapılan bi iş değişikliğiydi ;) e biraz zorluklarına da katlanıcaz artıkın
di mi?
Hımm bi de baştan çizgileri çiziyim bari. Bu blog nası bişi mi olcak, içinde neler mi olcak? Valla ben de bilmiyorum. Hiç bi zaman plan-program adamı olmadım, olamadım (
kimseyi koyamadım yerine yeniden, aklıma geldi). Ama kendimi biliyosam sanırım şöle bi tablo ortaya çıkar sanırım bi süre sonra: Hem
herşey vardır, hem de
hiçbişey yoktur. Öle işte kim nası anlarsa anlasın artık, kasmayın beni. Formatsızlık güzeldir,
kirlenmek gibi. Bak gine geldik aynı mevzuya,
önceki yazıda da söylediğim gibi bırakalım dağınık kalsın.
He bi de şöle bişi var hayatta bi
halt yazmayı beceremem ben. Bu konuda hiçbi
iddiam da yoktur zaten. O yüzden muhtemelen biraz göz atanlar “Bu ne yaa,
ne diyo bu herif” falan diyeceklerdir. Zaten ben yazı yazmıyorum; aslında konuşuyorum da, işte burda da sesleri harf haline getirip
şeyediyorum.
Yine bu sebeple aman efendim
imla hatası yapmışsın, noktadan sonra küçük

harfle başlamışsın,
dahi anlamındaki de ayrı yazılır, “yanlız” diil “yalnız” olcaktı o... falan gibi
şeylerle gelmeyin bana rica ediciym. Dediğim gibi ben konuşuyorum, siz de dinliyosunuz burda. Dinlerken de kimse “
Ulan bu şimdi bu dahi anlamındaki de’yi ayrı mı söledi birleşik mi söledi” diye bakmıyodur heralde. Dediğim gibi ben kasangillerden değilim, bu böyle biline. Sadece takılalım
abicim.
Hade bakalım

Eveeet başlıyorum sonunda.
Şu “
Blog yapacam olum, manyak olcak” muhabbetine gireli seneyi geçti ama bi türlü şimdi yaptığım gibi “Hade bakalım” diyip de giremedik işte olaya. Bi bizim
tosbağalarla ufaktan bişiler yaptık o kadar. Hep derim “Projelerin adamıyım ben” diye zaten. Ama hep gerçekleşmeyen veya gerçekleşse bile yarıda bırakılan
projelerin adamı ne yazık ki. Ya da dur; niye "yazık" olsun ki ben böle de memnunum halimden.
Bırak dağınık kalsın modeli iyidir. Bak ne güzel herşey duruyo öylece havada.
İşte giriştik bakalım; neler çıkacak ortaya, ben de meraklar içersindeyim. Zaten hayatta yenilik ve değişiklikler dönemindeyim şu sıralar, bu da onlardan biri olacak sanırım.
Yeni bi iş, yeni bi hayat hesabı işte. Yeni bi
aşk konusuna da bakıcaz işallah o konuya girmiym şimdilik :) Bu dönemde bol malzeme de olur; ortaya da
iyi-kötü bişiler çıkar dedim. İyi veya kötü mü ettim bilmiyorum, her zaman olduğu gibi bunu da sorgulamadım zaten. Ne etmişsek etmişizdir nabalım
.
2006 Kasım Dönemi KPDS soru ve cevapları
dosya şifresi: www.irfy.net
2006 kasım dönemi kpds soruları cevapları sorular cevaplar soru cevap anahtarı sınav sonuçları ingilizce kamu personeli dil sınavı puan puanlar sonuçlar test çözümler yabancı dil