aşşaa - yukarı
Yer: 8 katlı bi binanın 8. katında durmakta olan asansör
Asansöre binmek üzere olan sarışın kız sorar:
- Aşşaayamı iniyooo?- ımkkh ** Yok yok ne yaptım ettim tuttum kendimi. Sadece "
gülmemek için kendini zor tutma efekti" çıktı ister istemez. O kadar da olur
:)
İstanbul'un Laleleri
İstanbul'daki son Pazar günümde, 16 yıllık ikametgahım ve gözbebeğim Sultanahmet'e çıkıp Büyükşehir Belediyesi'nin
dillere destan kampanyalarla duyurduğu İstanbul'un şu ünlü lalelerini fotoğraflamıştım. Her ne kadar biraz aceleyle olduğu için ortaya fotoğrafik açıdan pek bi anlam ifade etmeyen şeyler çıktıysa da sırf çiçeklerin güzelliği nedeniyle bazılarını sizle de paylaşayım dedim:

"Bi irfy vardı n'oldu ona?"
Son zamanlarda gerek
direk bana gelen, gerekse biyerlerde bahsinin geçtiğini duyduğum bu
minvalde laflar üzerine kamuoyuna bi açıklama yapayım dedim. Gerçi bilen biliyo, bi çok yerde bahsettim ama, sanırım bi de resmi açıklama gerekiyodu.
Efendime söyliym, önceki yazıda da dediğim gibi, ayın 18inden beri Adana'da bulunmaktayım iş vesilesiyle. Bu seferki, geçici değil uzun bi süre bu bölgedeyim. Geldiğimden beri kalacak yer sorunu yaşadım biraz onla uğraştım falan filan. Bugün itibariyle sonunda sabit bi yere yerleşiyorum.
Geldiğimden beri bi haftalık süreçte fazla internete girme fırsatım olmadı, o yüzden de tabi pek sesim çıkmadı. İşyerinde her ne kadar online olsam da orda da
limk,
msn ve
kaaveler engelli. Limk ve msn bi yana
kendi blogumu bile boşladım mecburen gördüğünüz gibi. Ama artık biraz takılmaya başlarım sanırım, işallah. Herkese selam eder, hatırlayanın da, hatırlamayan hayırsızların da
gözlerinden öperim (Bu gözden öpme garipliğimiz de ayrı bi yazı konusudur, bi ara değineyim).
İstanbul'a son bakış

Evet, İstanbul'uma son bakışım aynen bu şekildeydi. O son bakışı bir de kayıtlara geçeyim dedim. Dün öğlen 13.30 itibariyle yükseldim İstanbul semalarına ve bir daha ne zaman döneceğimi bile bilmeden geride bıraktım, hayatımın şehrini. Evet, vedalar hüzünlü şeyler, ama
vuslatın ne zaman olacağını bile kestirememek daha bi garip bişi.
Hee bu arada "nedir abi senin bu olayın, nereye gidiyon?" diye soranlar olursa söliyim. İş icabı İstanbul'dan ayrıldım uzun bi süre için. Hadi ayrılmak da bişi diil diyelim; ama asıl mevzu
artık ait olduğum bi yer bile yok. Asıl vurucu nokta bu belki de. Şu an için Adana'dayım, ve bir süre de burda olucam ama bu da sürekli diil. Ondan sonra başka yerde, daha sonra daha başka bi yerde. Bundan böyle
olayım budur yani. Anlatım biraz
melankolik oldu sanırım, ama aslında öyle çok mutsuz falan diilim. Sadece yeni bi başlangıcın heyecanı falandır belki de bu bendeki. Hem bundan sonra size anlatacağım çok daha fazla şey olacak büyük ihtimalle.
Çok okuyan diil,
çok gezen olarak, çok bilicem ve çok sölicem yani. Hadi bakalım, hayırlısı
...
İlginize teşekkür babında bişiler
İş mevzuları, haftasonunda
Limk Toplaşması, sonrasında da yine iş sebebiyle İstanbul'dan ayrılışımla
blogdan biraz uzak kaldım ve yazamadım bişiler. Halbuki elimde bi sürü şey var bekleyen ve bi kenara not aldığım ama fırsat olmadı. Ama maşallah dostlar sağolsun yalnız bırakmamışlar buraları,
gelen gidene bakıyorum da aynen devam etmiş trafik. Sağolunuz efenim eksik olmayınız, bu geçici bi boşluktu; daha da hızlanıp yoğunlaşarak devam edeceğimdir. Yeter ki beni izlemeye devam ediniz,
irfy-ce şeyler bitmez merak etmeyin.
İtiraf ediyorum:

Ne zamandır dert oldu. İçim içimi yiyo. Bunu sölemeden gidersem, gözüm açık gider mazallah. Tamam artık itiraf ediyorum bu saflığımı:
Şimdi
Wrzl gine bi yeni teknoloci daha icat etti ya hani
Seyvet.com. İşte onu daha
kamusal alana açmadan, bizlere deneme turuna çıkarmıştı en başta. O zaman duydum ilk defa bu projeyi ve dolayısıyla sitenin de adını. İşte bu adı ilk duyduğumda ben şey diye düşünmüştüm. Wrzl bi şirinlik yapmış da sitenin adını seyvet koymuş. Yani "seyret" kelimesini söleyemeyen "r" özürlü misali; hani komiklik falan olsun diye. Aslında bu ismin "save" etmeyi kastettiğini ancak ertesi gün mü ne anladım. Utanıyorum; ama gine olsun, gine öle anlarım.
3 pas 1 gol
Yer: Erkek tuvaleti
- Olum niye pas vermiyon lan hiç çoktandır, ne iş.
- Ne pası?
- Göğüs pası
- ...
NOT: irfy-ce şeyler'in malzemelerinden birisi de bu ilk örnekte olduğu gibi günlük hayattan dialoglar olacak. Genelde çevresini iyi izleyen biri olarak bu tip şeyler çok çıkar. Yakaladıkça aktarıcaz efenim.
Yıllardır almayı düşündüğüm alan adını geçen haftalarda almış ve sonunda muradıma ermiştim. Kısa alan adları fazla kalmamış ve çoğu alınmış da olsa irfy.net ısrarla beni bekledi yıllarca ihmalkarlığıma rağmen.
Ve bugün itibariyle yönlendirme işini de tamamladım. Artık
irfy-ce şeyler'e çok daha kolay olarak
www.irfy.net adresinden de ulaşabileceksiniz.
Beni izlemeye devam edin gençler ;)
Abi evkızı arıyodum ben, helal süt emmiş olsun
Blogun istatistiklerini incelerken 10. günümde yani dün akşam (
irfy aramalarını saymazsak [yahoo'yu kınıyorum bu arada]) ilk defa arama motorlarından bir ziyaretçi geldiğini gördüm.

Yalnız bu arkadaşımızın aradığı şey biraz garip, biraz da komikti :) Arkadaşın bloguma düşme sebebi
evkızı arıyor olmasıymış meğerse. Bikaç gün önceki
bi yazımda evkızı lafı geçiyodu, ama böle bi etkisi olacağını düşünmemiştim açıkçası. Sonradan baktım
Google'da da durum aynı. Evkızı arayanlar bana geliyomuş meğer :)
Hayır herşey bi yana da, böle bişey yapmasının mantığını kavrayabilmiş diilim; çelişkili bi durum çünkü. Bi insan internette niye evkızı arar ki? Şimdi amaç belden aşağı bişiylerse niye evkızı arıyosun kardeşim, di mi. Yok eğer harbiden namusunla evkızı arıyosan helal süt emmişinden, onu da internette niye arıyon be birader? Çık mahallelerde, sokaklarda ara, seç pencere güzellerinden. Hem zaten internetten kız mı alınır canııım.
İşin başka bi yönüyse evkızı yazmakla böle bi etki oluyosa, bi de sokak kızı yazsak ne olur kimbilir. Ahanda bu vesileyle onu da yazmış olduk zaten, gelsin tıklar artık :)

Off, bitti. Az önce uyandım.
Bi rüya gördüm, 2 günlük bi rüya. Koccamaan 2 günlük bi rüyaydı, ama aynı zamanda bi anlık. Çünkü çook şeyler verecek kadar uzun, ama doyamayacak kadar kısaydı.
Gerçek gibi bi rüyaydı; hani hep olur ya. Ya da aslında, belki de rüya gibi bi gerçekti; bilmiyorum.
Bi yerdeydim, başka bi yerde. Biri vardı, başka biri, çook başka biri. Bi de çiçekler, böcekler vardı işte. Pembeydi herşey, sarıydı, maviydi, bi de beyazdı; beembeyaz. Şeker tadı, çiçek kokusu, kuş sesi vardı. Bi de dostlar vardı, hani şööle ekmek kadayıfının üstüne kaymak lezzetinde.
Güzeldi; sadece ve sadece güzeldi...
Rüyamı tabir edebilceklerin yorumlarını bekliyorum. Şimdiden de teşekkür ediyorum. Aslında öncelikli ve esas teşekkürü, bu rüyayı gördürene ve/veya gördüğüme ediyorum.
Allah herkese rüya gibi gerçekler yaşamayı, ya da en azından gerçek gibi rüyalar yaşamayı nasip etsin. Ya da en güzeli, rüyalar ve gerçekler hep birbirine karışsın.
Sezar'ın hakkı

Şimdi sefgili izleyiciler, şöyle bişi vardı ki onu şimdiye kadar hiç belirtmemiş olmakla, çok namüsait bir mahiyette tezahür eden utançlara gark olmuş durumdayım. Mevzumuz blogda şu sağ tarafta en üstte görmekte olduğunuz artislik resmimle ilgilidir. Şimdi benim normalde sanatın ve sanatçının dostu olarak emeğe saygı icabı o resmi çekeni belirtip şükran ve minnetlerimi sunmam gerekirken, bunu ancak onun yüzsüz (yokyok çok yüzlüdür, şaka;) bi şekilde "Olm bu resmi ben çekmiştim, bunu belirtsene blogda" diyerek uyarması sonucunda yapıyorum. Neyse bu da bişeydir, bunu bulamayanlar da var.
Girizgah geyiğimi yapmamın ardından yazımın bu bölümünde, bu resmin çekicisi kalender dostum Erkan'a saygı ve sevgilerimi sunmak ve başarılarının devamını dilemek istiyorum. Bu arada mutluluklar, kaybediyoruz kendisini de ne yazukki.
Resim ise geçen ilkbaharda Sapanca Gölü kıyısında yaptığımız ve bir kalça ebadındaki bir çadırda 4 kişi yatarak yaptığımız kampta çekilmiştir.
Büyüyünce esnaf olacaktım

Bugün kaldırımda yürürken dükkanının önünü süpüren adamı görünce çocukluk hayallerim depreşti yine.
Çocukluk hayallerim vardı benim, büyüyünce esnaf olcaktım ben. Tükanım olcaktı bi tane şööle cadde üstünde. Adına soyadımı vercektim mutlaka. Ama tabelası Coca-Cola'lı olmayacaktı. İnadına Çamlıca'yla Uludağ satacaktım, bi de Elvan ve Ankara. Sabahın köründe gelecektim dükkanıma, o saatte sadece ekmek satacağımı bildiğim halde.Ama okula giden çocuklarla, işe giden dostların kahvaltısına sıcak ekmeği ulaştırmak yetecekti benim mutlu olmama. "Gaaaarç" diye açacaktım kepenkleri, bütün mahalleyi uyandırcaktım. Ama kimse kızmayacaktı bana, çünkü zaten kalkmak için benim kepenklerimin sesini bekliyor olacaklardı.
Kasanın başında, duvarımda siftah param asılı duracaktı, yanında da Karınca Duası. Bütün raflarım gelin vitrini gibi düzenli olacaktı. Sakızlar önde, çikolatalar arkada, bisküviler en sonda. Duvarımda Peşin satan-Veresiye satan tablosu olacaktı yanında da "Veresiyemiz Yoktur" yazacaktı, ama gine de kapkalın bi veresiye defterim olcaktı, içinde bütün mahallenin yer aldığı, kimseyi kıramadığım için. Bütün mahalleyi tanıyacaktım, bütün mahalle de beni.
Her sabah bütün dükkanı kaldırıma serecektim, gelip geçenleri çekeyim diye; sonra akşam hepsini yine içeri tıkacaktım. Bi taburem olcaktı, güzel havalarda dükkanın önüne atıp oturduğum. Gelip geçeni seyredecektim; herkese selam verecektim, herkesin selamını alacaktım. Adres soranlara mutlaka yardım edecektim, gerekirse alıp götürecektim. Bi tane pet şişem olacaktı mutlaka kapağını deldiğim; onunla günde 3 posta dükkanın önünü sulayacaktım toz kalkmasın diye. O olmazsa maşrapayla su serpecektim, özel esnaf tekniğimle. Kaldırımın önüne mutlaka bişeyler koyacaktım yola, ya bi kasa ya da bi teneke falan. Araba parkettirmeyecektim, çünkü tezgahın önünü kapattırmak olmazdı. Hatta bunu namus davası yapacaktım, "dükkanın önü gitti, itibar gitti" olacaktı. Bu durumlar için tezgahın altında levyemi bulundurcaktım illa ki. Mahalle kavgalarından hiç geri kalmayacaktım, hatta önde gelenlerden olacaktım. Mahallenin kızlarına hiç yan gözle bakmayacak, bakanların da gözlerini oyacaktım. Hırsızı, arsızı, serserisi korkacaktı, mahallenin delikanlıları da sevecekti beni.
Cuma günleri kapıya kağıt asıp kapatacaktım dükkanımı, "Cumaya gittim, gelicem" yazacaktı o kağıtta. Girip çıkarken de kapıdaki açık-kapalı levhasını mutlaka değiştirecektim, sanki hiç belli olmuyormuşcasına. Hiçbi zaman bozuk param olmayacaktı, kimsenin parasını bozamayacaktım; ama bişey alırlarsa o zaman başka. Para üstlerini verecek ufak param da olmayacaktı hiç; onun yerine sakız verecektim herkese. Devamlı müşterilerimle mutlaka muhabbet edecektim, 3 dakkada memleket kurtaracaktım. İş olmadığı zaman da dükkanın önünde diğer esnafla laflayacak, şakalaşacaktım. Hatta kendimi iyi hissediyosam güreşecektim sokakta. Futbol muhabbetsiz gün geçirmeyecektim, tüm mahallelinin tuttuğu takımı bilip sonuçlara göre kimle uğraşacağımı, dalga geçeceğimi belirleyecektim. Cimbom şampiyon olunca mutlaka bayrak asacaktım dükkana, başkası olmuşsa da hiiç lafını etmeyecektim.
Yeterli parayı kazanınca bi araba alacaktım kendime. Ama mutlaka yerli olacaktı bi esnafa yakışır şekilde. Hiçbi zaman paramla göze batmayacaktım. Polisin eline 3-5 bişeyler sıkıştırıp adımın baş harflerinden plaka alacaktım, sonu da memleketimin plakası olcaktı. Arkaya da "Babam sağolsun" yazan mirasçılara inat, "Miras değil, alınteri" yazdıracaktım. Gurur duyacaktım terimle, emeğimle.
Vee bir de sevdiğim olacaktı tam karşı apartmanda. Mahcup kendi halinde bi evkızı olacaktı. Bütün gün beni görebilmek için cama çıkmaya fırsat kollayacaktı, ben de aynı şekilde dükkanın önüne çıkmaya. Camları silerken bile bi gözü aşşağıda olacaktı, benim de kapımın önünü süpürürken yukarda. Ama kimse bilmeyecekti bizi, mahalleye ilan olmayacaktı aşkımız. Bütün gün camda duran teyzelere bile çaktırmayacaktık. Esnaf mahallenin kızına yan gözle bakıyo dedirtmeyecektim ve belki de sırf bunun için aşkımı kalbime bile gömebilecektim. Çünkü esnafın mert adam olduğunu bilecektim, adamlığa halel getirmeyecektim. Ben aslında büyüyünce esnaf olacaktım, ama hiçbi zaman büyüyemedim sanırım.
Hoşgeldiniz efenim, sefalar getirdiniz

"irfy-ce şeyler" bloguna hoşgeldiniz beyler bayanlar. Paspasa ayağınız iyice sürttürüp giriniz lüffen.
Efenim ayıptır sölemesi ben 3 hafta önce bu gördüğünüz blogu açmış da kimselere çaktırmamıştım. O zamandan beri kendi halimde takılıyodum işte, yavaş yavaş da şekil şemal yapıyodum. Ha tabi bu arada nasıl olduysa adresi kimse bilmemesine rağmen içeri sızanlar da olmadı diil (bkz. söylen-ce kaavesi) Aslında tek başıma böle iyiydi ama, azcık çoluk çocuk sesi olmadan da geçmiyo be hayat. Azcık milleti toplaştıriym aksiyon olsun dedim.
Velhasılıkelam bundan sonra benim olayım budur kankilerim. Arayanlar beni büyük ihtimal bu civarlarda bulurlar bundan böyle. Ufaktan bişiler yaptık işte. Bakalım zamanla da gelişir belkim. Bana belli olmaz inişli-çıkışlı bi adamım.
Hadi bakalım takılın kafanıza göre, bak bu açılış kokteyli için hiç masraftan kaçmadım. Ordan limonata falan alın, bak kuru pastalar da var. Götürün işte, takılın bakalım.